1995 yılından bu yana her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arasında anılan “Kayıplar Haftası”, bu topraklarda derinleşen zorla kaybedilme olgusunu kamuoyunun gündemine taşımayı, zorla kaybedilen insanların akıbetinin ortaya çıkarılmasını ve bu insanlık suçlarının faillerinin yargı önüne çıkarılmasını amaçlamaktadır.
Ne yazık ki, aradan geçen 30 yıla rağmen bu konuda en küçük bir ilerleme sağlanamamıştır. Oysa bu süre zarfında Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne adaylığı kabul edilmiş, Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin karşılandığı ilan edilmiş, insan hakları ve demokrasi alanında önemli adımların atıldığı ifade edilmiştir. Uluslararası hukukun iç hukuk haline getirildiği, reform paketleriyle demokratikleşmenin güçlendirildiği belirtilmiştir.
Ancak gerçekler, resmi söylemlerle örtüşmemektedir. Geçen onca yıla rağmen ne kayıpların akıbeti ortaya çıkarılabilmiş, ne etkili bir soruşturma yürütülebilmiş, ne de sorumlular adalet önüne çıkarılabilmiştir. Bu durum, Türkiye’nin yönetim anlayışında ve hukuk sisteminde köklü bir değişikliğin gerçekleşmediğini açıkça ortaya koymaktadır.
Hakikat arayışına konu olan kayıplar, sadece geçmişin değil, günümüzün ve geleceğimizin de vicdani bir meselesidir. Bu nedenle, geçmişle yüzleşmenin ve toplumsal barışın tesisi için en temel adım olan “zorla kaybedilenlerin akıbetinin açıklanması ve sorumluların yargı önüne çıkarılması” talebimizi yüksek sesle dile getirmeye devam edeceğiz.
Adalet gerçekleşene kadar mücadelemiz sürecek.



