Rojava’nın direnişini kendi direnişimiz olarak görüyor, mücadelede ısrar edeceğiz

Genelde Ortadoğu özelde Rojava’da yaşanan gelişmeler ışığında 18 Ocak 2026 tarihinde Amed’de yaptığımız Parti Meclisi toplantımızda siyasal süreç ve parti çalışmalarımız kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiş önümüzdeki süreç ile ilgili öneri ve planlamalar çıkartılmıştır.


Kürdistan, Ortadoğu ve Türkiye genelinde yaşanan gelişmeler; Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde açıkladığı Barış ve Demokratik Toplum Manifestosuna karşıt bir hatta ilerlemektedir. Halkların demokratik, eşit ve özgür ortak yaşam iradesini hedef alan bu saldırgan yönelimler, bölgede kalıcı barışın önündeki en büyük tehdittir. 6 Ocak’ta Halep’in Eşrefiye ve Şêxmeqsûd mahallelerinde Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen insanlık dışı katliam karşısında uluslararası güçlerin sessizliği, bu tehdidin boyutlarını bir kez daha açığa çıkarmıştır. Halepçe’den Enfal’e, Şengal’den Suriye’de Alevi ve Dürzi halklara yönelik katliamlara kadar uzanan bu karanlık hafıza, bugün Rojava’da yeniden sahnelenmek istenmektedir.


Rojava, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma temelinde halkların ortak ve onurlu yaşamının somutlaştığı tarihsel bir deneyimdir. Rojava kadın öncülüklü devrimi, yalnızca Kürt halkı için değil, Ortadoğu’daki ve dünyadaki tüm kadınlar ve halklar için güçlü bir umut kaynağıdır. Tam da bu nedenle Rojava’ya dönük çok yönlü bir uluslararası konsept devrededir. Paris’te varılan anlaşmanın hemen ardından Halep ve devamında Tabqa, Rakka ve Deyrezor’a yönelen saldırılar, Kürtleri dar bir alana sıkıştırma, demografik yapıyı zorla değiştirme ve halkların birlikte yaşam iradesini boğma politikasının açık göstergesidir. 


Kürt halkının ve özelde kadın kazanımlarını hedef alan saldırılar, münferit ya da geçici değildir. Bu saldırılar; devlet aklının, kadın özgürlük paradigmasına karşı yürüttüğü ideolojik, politik ve askeri bir savaştır. Kadınların öncülüğünde inşa edilen Rojava sistemi boğulmak istenmektedir. Buna karşı direniş, yalnızca bir savunma değil; özgür yaşamı, eşitliği ve adaleti savunma mücadelesidir. Bu nedenle Rojava devrimine sahip çıkmak, tüm halkların tarihsel sorumluluğudur.


Kürt halkı barış ve demokratik çözüm iradesinde ısrar ederken, Suriye halkları emperyalist ve hegemonik güçlerin çıkarları doğrultusunda derinleşen, sonu belirsiz bir savaşın içine sürüklenmek istenmektedir. Arap Baharı adı altında halklara vaat edilenlerin özgürlük değil, yıkım, kan ve gözyaşı olduğu artık tartışmasızdır. Bugün Ortadoğu’da tırmandırılan şiddet, örtük biçimde sürdürülen 3. Dünya Savaşı’nın daha geniş coğrafyalara yayılma riskini büyütmektedir. Savaş, halklara değil; yalnızca emperyalist çıkarlara hizmet etmektedir.


Bu tabloda Türkiye’nin aldığı pozisyon kabul edilemez. Barış ve Demokratik Toplum süreci tartışılırken, Rojava’ya yönelik saldırıların teşvik edilmesi ya da desteklenmesi, barış iddiasıyla açık bir çelişki içindedir. Türkiye, bir an önce savaş eksenli politikalardan vazgeçmeli; Kuzey ve Doğu Suriye halklarının iradesine ve geleceğine saygı duymalıdır. Aksi halde izlenen bu yol, yalnızca Rojava’ya değil, Türkiye halklarının ortak geleceğine de ağır bedeller ödetmeye adaydır.
Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmek istendiği bu kaotik süreçte, Sayın Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu özgürlükçü, barışçıl ve demokratik toplum perspektifi halklar için en gerçekçi ve kalıcı çözüm yoludur. Bu perspektifin toplumla buluşmasının önündeki engeller kaldırılmalı; umut hakkı tanınmalı ve Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmalıdır. Bu adım, yalnızca Kürt sorununun değil, Ortadoğu’daki çoklu krizlerin çözümü açısından da tarihsel bir öneme sahiptir.


Bizler; Rojava’da halkların, kadınların ve gençlerin direnişini kendi direnişimiz olarak görüyor, her koşulda mücadelede ısrar edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz. Savaş politikalarına, katliamlara, inkâr ve imha konseptlerine karşı barışı, özgürlüğü ve demokratik ortak yaşamı savunmaktan geri durmayacağız.
Kürt halkının gericiliğe, inkâra ve imhaya karşı yaktığı özgürlük ateşi, Rojhilat’ta da aynı kararlılık ve inançla harlanmaktadır. Yıllardır bastırılmak istenen özgürlük iradesi, bugün İran’daki molla rejimine ve faşizme karşı yükselen isyanla yeniden tarih sahnesine çıkmıştır. Kürdistan kentlerinden başlayarak tüm ülkeye yayılan bu direniş dalgası, haftalardır durmaksızın sürüyor ve halk, en ağır baskılara rağmen geri adım atmıyor. 


Gerici rejim, bu haklı başkaldırı karşısında en çıplak ve en acımasız yüzünü göstermiştir. Ancak uygulanan şiddet, katliamlar ve korku politikaları özgürlük arayışını durduramamış; tersine direnişin kararlılığını daha da bilemiştir. Rojhilat sokaklarında yükselen ses, teslimiyeti değil özgürlüğü, suskunluğu değil isyanı haykırmaktadır.
Tıpkı Rojava’da olduğu gibi, Rojhilat’ta da özgürlük yürüyüşünün öncü gücü kadınlardır. Kadınlar, Jina Emini’nin saç telinden çıkan kıvılcımı bir meşaleye dönüştürmüş; yaşamı, onuru ve özgürlüğü savunmanın sembolü haline getirmiştir. Bu meşale, sadece bir öfkenin değil, yeni ve özgür bir yaşam iddiasının ışığıdır. Bugün Rojhilatt’ta yükselen direniş, Kürt halkının ve İran halklarının özgürlük talebinin ortak ifadesidir. 


Bu bilinç ve kararlılıkla, Ortadoğu’daki gelişmelere paralel olarak Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’na sahip çıkıyor; Sayın Abdullah Öcalan’ın umut hakkının tanınması ve özgürlüğünün sağlanması talebiyle 25 Ocak’ta Amed İstasyon Meydanı’nda gerçekleştireceğimiz mitinge tüm halklarımızı mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. 

Demokratik Bölgeler Partisi 
 

Yaklaşan Etkinlikler
Haberler