İran halklarının haklı mücadelesinin yanındayız

Ortadoğu, yüzyılı aşkın süredir ulus-devletçi, molla rejimi ve halkları yok sayan siyasal anlayışların yarattığı derin krizlerle sarsılmaktadır. Bölge halklarının iradesini tanımayan, farklılıkları bastırmayı esas alan bu rejimlerin ayakta kalma çabaları; savaş, yoksulluk, göç ve sürekli olağanüstü hâl koşulları olmuştur. İran İslam Cumhuriyeti de bu tarihsel ve yapısal krizin en sert örneklerinden biri olarak, halkların taleplerini yok sayan teokratik bir yönetim anlayışında ısrar etmektedir.

Tahran’da başlayıp kısa sürede İran’ın birçok kentine yayılan protestolar, yalnızca kötü ekonomi politikalarına karşı bir tepki değil; uzun yıllardır biriken siyasal, toplumsal ve kültürel baskıların dışavurumudur. Halkın sokaklarda yükselttiği demokratik taleplere rejimin silahla karşılık vermesi; şimdiye kadar onlarca insanın yaşamını yitirmesine, yüzlercesinin yaralanmasına ve tutuklanmasına yol açmıştır. Bu tablo, İran rejiminin halkları muhatap almaktan ne denli uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

İran’daki bu krizin, ülke içi ve ülke dışı dinamiklerle bağlantısı olduğu unutulmamalıdır. Bölgesel ve küresel güçlerin askeri, siyasi ve ekonomik müdahaleleri, İran rejiminin hali hazırda var olan güvenlikçi politikalarını daha da belirgin hale getirmiştir. İran iktidarının tüm kaynakları savaşa ve güvenliğe yönlendirmesinin bedelini yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlik içinde yaşayan halklar ödemiştir ve ödemeye devam etmektedir. Rejim yıllardır, her krizi halkların taleplerini bastırmak ve kendi iktidarını sürdürmek için bir araç olarak kullanmaktadır.

Bugün yaşanan isyan dalgası, 2022 yılında kadınların öncülüğünde başlayan “Jin, Jiyan, Azadî” isyanının sürekliliği niteliğindedir. Kadını kamusal yaşamdan silmeyi hedefleyen, bedenine ve kimliğine müdahaleyi meşrulaştıran politikalar; İran’da olduğu kadar Ortadoğu’nun tamamında derin bir toplumsal yarılmaya yol açmaktadır. Kadın özgürlüğünü esas almayan hiçbir siyasal sistemin özgürlük üretemeyeceği gerçeği, bugün İran sokaklarında bir kez daha açıkça görülmektedir. İran rejimi, halkların demokrasi talebini “dış mihraklar” söylemiyle bastırmaya çalışarak klasik ulus-devlet reflekslerine sarılmaktadır. Oysa gerçek açıktır: Kriz, dışarıdan değil; halkları yok sayan, farklılıkları tehdit olarak gören ve şiddeti yönetim biçimi haline getiren sistemin kendisinden kaynaklanmaktadır. Bu tablo ulus-devlet yapıları ve kapitalist modernitenin Ortadoğu’da artık çözüm üretmekten uzak olduğunu; aksine krizleri derinleştirdiğini göstermektedir. Çıkış yolu, baskıyı artırmak, isyanı bastırmak ya da savaş politikalarına sarılmak değildir. Çıkış yolu, demokratik dönüşümden, hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesinden, halkların ve inançların eşit ve özgür birlikteliğinden geçmektedir. Kürt halkı başta olmak üzere İran’ın kadim halkları ve inançları, özgür ve insanca bir yaşam talebinde birleşmektedir.

Demokrasi temelinde gelişecek toplumsal ve siyasal bir modelin; yalnızca İran için değil, tüm Ortadoğu halkları için umut olduğu artık su götürmez bir gerçektir. Şunun altını bir kez daha çizmekte fayda görüyoruz; eşitliğin, özgürlüğün ve kadın öncülüğünün esas alındığı bir demokratik dönüşüm, bölgenin kronikleşmiş krizlerine gerçek bir alternatif sunmaktadır.

Kürt halkının, Ortadoğu’da mücadelesini verdiği ve hayata geçirdiği; eşitlik, özgürlük ve demokrasi temelli yeni yaşam modeli bu coğrafyadaki tüm halkların kurutuluş reçetesi mahiyetindedir. Dolayısıyla çözüm; savaşa, şiddete, eşitsizliğe, gericiliğe ve zulme karşı direnişi ve demokratik değerleri öncelemektir.

Bizler bu haliyle; İran rejimini derhal şiddet kullanmaktan vazgeçip, halkların ekonomik sorunlarına çözüm üretmeye, demokrasi ve özgürlük taleplerine kulak vermeye ve farklı inanç ve kimlikleri tanımasını gerektiğini vurguluyoruz.

 

Demokratik Bölgeler Partisi

Yaklaşan Etkinlikler
Haberler