Uçar: Kürt halkı mücadelesini özgürlüğe dönüştürdü
Eş Genel Başkanımız Çiğdem Kılıçgün Uçar, Xelfetî’de devam eden Amara Günleri...
GİRİŞ
TJA’lı kadınlar olarak, DBP Kadın Meclisi öncülüğünde, 4 Temmuz 2024 tarihinden itibaren “Özel Savaşa Karşı Kadın Buluşmaları” başlığı altında düzenlediğimiz atölye çalışmalarıyla 3200 kadına ulaştık. Kürt kadın hareketi, her dönemde olduğu gibi, bugün de çoklu krizlere karşı mücadele etmektedir. Bu krizlerin derinleşmesinin temel nedenlerinden biri, özel savaş politikalarının yoğun bir şekilde uygulanmasıdır. Bu farkındalıkla, köy köy, mahalle mahalle, sokak sokak dolaşarak kadınlarla bir araya geldik.
Atölye çalışmalarımız sırasında, özel savaşın çok yönlü, zamana yayılan ve kendini gizleyebilen bir savaş türü olduğunu, bu nedenle yaptığımız çalışmanın önemini bir kez daha deneyim paylaşımlarıyla gördük. Öncelikle, failin veya katilin görünmez kılındığı, cinayetlerin ya da katliamların örtbas edilebildiği; algıların yönlendirilmesi, duyguların manipüle edilmesi ve düşüncelerin değiştirilmesiyle sonuç almayı hedefleyen bir politika tespit ettik.
Kürdistan coğrafyasında 2015 yılına kadar sinsice hazırlıkları yapılan, 2015 sonrası ise daha açık biçimde fuhuş, uyuşturucu, ajanlaştırma ve zorunlu göç gibi yöntemlerle kendini gösteren özel savaş politikalarının merkezinde yoksulluğun bulunduğunu söylemek gerekir. Mevcut faşist ve tekçi rejim, Kürdistan’da üretim yerine tüketime dayalı bir toplum dizayn ederek, merkezin kontrolünde, bağımlı ve sıkışmış bir yapı yaratmaktadır. Bu süreçte umutsuzluğa sürüklenen kadınlar ve gençler, özel savaş politikalarının başlıca hedefleri arasında yer almıştır.
Amaç; tarihsiz, kimliksiz, hafızasız, mücadelesiz ve nihayetinde örgütsüz bir toplumsallık yaratmaktır. Katliamlar, faili meçhul cinayetler, infazlar, sıkıyönetimler, OHAL uygulamaları, gözaltılar, tutuklamalar ve işkenceler, ulus-devlet aklının Kürdistan’da süreklileştirdiği insanlık dışı yöntemlerdir. Tüm bunlarla yol alacağını düşünen sistem, en güçlü direnişi yine Kürdistan’dan görmüştür. Bu direnişi kırmaya kararlı olan devlet aklı, mevcut iktidar ve onun kontra ittifakları eliyle yeni savaş yöntemleri geliştirmeye devam etmektedir.
Bugün tartıştığımız özel savaş politikası da bu yöntemlerden biridir. Sömürge hukukunun hüküm sürdüğü, adaletin ve hukukun işlemediği, yoksulluğun derinleştirildiği, halkın göçe zorlandığı, politik ve siyasi kazanımların gasp edildiği Kürdistan’da, iktidar özel savaş yöntemleriyle varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.
Tüm bu süreçlerde mücadeleden vazgeçmeyen ve her geçen gün direnişini büyüten bir siyasi geleneğin temsilcileri olarak, tarihsel sorumluluğumuzun bilinciyle bu çalışmayı gerçekleştirdik. Bu çalışmamızın sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.
YÖNTEM
Bizler, TJA’lı kadınlar olarak, DBP Kadın Meclisi öncülüğünde düzenlediğimiz atölyelerde il ve ilçe örgütü kadın yöneticilerimizle birlikte evlerde, parklarda ve meydanlarda bir araya geldik. Bu buluşmalarda, özel savaş politikalarını ve bu politikalara karşı mücadele yöntemlerimizi ele aldık. Üç aylık süreçte, 17 katılımcı ile 15 ilde 73 atölye gerçekleştirerek yaklaşık 3200 kadınla bire bir temas kurduk.
Çalışmalarımızı, gittiğimiz bölgelerde anadillerde (Kurmancî, Zazakî) yürüttük. Özel savaşa karşı mücadelede ilk adımın, anadil çalışmalarını çoğaltmaktan geçtiğini vurgulayarak sürece başladık. Ayrıca, devletin uyguladığı çeşitli yöntemlerin “özel savaş politikası” olarak tanımlanmamış yönlerini açığa çıkararak bu başlıkları net bir şekilde tanımladık.
Atölyelerimizde ele alınan özel savaş politikaları şu şekilde sıralandı:
• Kadınların yoksulluk üzerinden erkeklere ve erkek-devlet taleplerine muhtaç hale getirilmesi.
• Kolluk güçlerinin, “sevgi” adı altında kurdukları ilişkilerle kadınları kimliklerinden ve mücadelelerinden uzaklaştırması; bu süreçte ses ve görüntü kayıtlarıyla kadınlara şantaj yapılması.
• Üniversitelerde genç kadınların ajanlık ve duygusal ilişkiye zorlanması, işbirliğini reddetmeleri durumunda okullarının engellenmesi ya da aileleriyle tehdit edilmeleri.
• Korucuların ve kolluk güçlerinin kadınlara yönelik taciz ve tecavüz olaylarında faillerin cezasız bırakılması.
• Uyuşturucunun Kürdistan’da kolayca dolaşıma sokulması, taşıyıcılık yaşının 7’ye, kullanım yaşının ise 12-13’e kadar düşmesi; buna karşı tedbir alınmaması, aksine teşvik edilmesi.
• Kürdistan’a görevlendirilen memurların, özellikle imamların, din adı altında asimilasyon politikaları yürütmesi.
• Fuhuşun Kürdistan’da özel olarak yaygınlaştırılması ve Kürt kadınlarının buna zorlanması.
• Yoksullaştırılan ve zoraki birlikteliklere itilen kadınların çaresizlik hissiyle intihara sürüklenmesi.
• Keyfi gözaltı ve tutuklamalarla özellikle gençlerin coğrafyalarından koparılması ve göçe zorlanması.
• Bölgenin ekonomik olarak geri bırakılması, iş ve istihdam alanlarının yaratılmaması, bunun sonucunda iktidar partilerine üyelik veya kimliğini inkâr etme gibi durumlara zorlanma.
• Kürt kadınlarının eşitlik ve özgürlük mücadelesinin, feodal zihniyetlerle, tarikat ve cemaatler aracılığıyla etkisiz hale getirilmeye çalışılması.
• Ailelerin çocukları ile tehdit edilerek kadınların örgütlü mücadeleden, kimliklerinden, dillerinden ve hak taleplerinden uzaklaştırılması.
• Bölgenin ekolojik ve tarihsel değerlerinin yok edilmesi.
Bu başlıklar altında yürütülen tartışmalarda özel savaş politikalarının etkileri derinlemesine ele alınarak mücadele yöntemleri geliştirilmiştir.
DEĞERLENDİRME
Özel savaş politikalarının Kürdistan coğrafyasında uygulanmasının ardında bir dizi siyasi, ekonomik ve sosyolojik hedef bulunmaktadır. Bu stratejilerin temel amacı, toplumsal ve siyasal yapıyı cinsiyetçi, milliyetçi ve dinci eksende kontrol altında tutarak, kapitalist moderniteye karşı bir alternatif olan demokratik ulus inşasını engellemektir. Söz konusu politikalar, toplumda bölünmeler yaratarak kolektif kimlik ve dayanışmayı zayıflatmayı hedefler. Kürdistan bölgesinde özel savaş politikalarının uygulanma amaçları şu şekilde özetlenebilir:
1. Toplumsal Dayanışmayı Zayıflatmak: Kürdistan’da halklar ve inançlar arasında dayanışmayı zayıflatmak amacıyla kültürel, dilsel ve dini ayrılıklar körüklenmektedir. Toplum içindeki grupların birbirine karşı kışkırtılması, halkın birlikte hareket etme kapasitesini zayıflatır.
2. Kürt Kimliğini Zayıflatmak: Kürt kimliği ve kültürel değerler sistematik olarak baskı altına alınmakta ya da asimile edilmeye çalışılmaktadır. Bu kapsamda eğitim, dil ve kültür politikaları özel savaş stratejileriyle şekillendirilmektedir.
3. Ekonomik Bağımlılığı Artırmak: Kürdistan coğrafyasının ekonomik olarak merkezi yönetime bağımlı hale getirilmesi, halkın ekonomik gücünü zayıflatmakta ve alternatif ekonomik yapıların kurulmasını engellemektedir. Bu durum, bağımsız hareket edebilme kapasitesini sınırlarken, devletin kontrolünü güçlendirmeye yönelik bir hamle olarak değerlendirilebilir. Gittikçe yoksullaştırılan halk, çaresizlik hissiyle “kolay yoldan para kazanma” adı altında fuhuş, uyuşturucu ve ajanlaştırma gibi kimliksizleştirici politikalara maruz bırakılmaktadır.
4. Psikolojik Operasyonlar ve Propaganda: Medya ve diğer araçlar kullanılarak Kürt hareketi ve demokratik siyaset kurumları hakkında olumsuz algılar oluşturulmakta, toplum demoralize edilerek manipüle edilmektedir. Bu propaganda, halkın kendini güçsüz ve yalnız hissetmesini sağlayarak iktidarın tahakkümünü pekiştirmeyi hedefler.
5. Göç ve Demografik Değişim: Bazı bölgelerde göç ettirme, demografik yapıyı değiştirme ve yerleşim düzenlerini bozma politikaları uygulanmaktadır. Bu durum, Kürt toplumunun kolektif hareket kapasitesini zayıflatarak sosyal ve politik bağları koparmayı amaçlamaktadır.
6. Şiddet ve Baskı Unsurları: Askeri operasyonlar, gözaltılar, keyfi tutuklamalar ve diğer baskı unsurları, direnişi kırmak ve halkın sesini kısmak için kullanılan yöntemlerdir. Bu tür uygulamalar, günlük yaşamı olumsuz etkileyerek halkın güvenlik ve huzur içinde yaşama hakkını ihlal etmektedir.
7. Etnik ve Mezhepsel Çatışmaların Teşviki: Kürdistan’da yaşayan farklı etnik ve mezhepsel gruplar arasında gerilim yaratma ve çatışma teşvik etme, özel savaş stratejilerinin önemli bir parçasıdır. Bu durum, Kürt toplumu içinde ayrışmalara neden olarak ortak hareket etme potansiyelini sınırlamaktadır.
Bu stratejiler, bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirerek halkın kendi kaderini tayin etme çabalarını baltalamayı hedeflemektedir. Özetle, özel savaş politikaları Kürt toplumunun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını zayıflatarak, bağımsızlık veya özerklik hareketlerini engellemeyi amaçlamaktadır.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Özel savaş politikalarının Kürdistan’da yarattığı yıkımlara karşı, kadınlarla yapılan atölyelerde dinlediğimiz ve tartışarak farkına vardığımız sorunlara etkili çözümler geliştirmek için toplumsal dayanışma, kültürel güçlenme, demokratik katılım ve uluslararası farkındalık gibi alanlarda stratejik adımlar atmak gereklidir. DBP Kadın Meclisi olarak, bu yıkımları azaltmaya yönelik bazı çözüm önerilerimiz aşağıda sıralanmıştır:
1. Toplumsal Dayanışma Ağlarını Genişletmek: Kadın hareketinin başarısı, dayanışma ağlarının gücünden gelir. Bu ağlar, mahalle ölçeğinden başlayarak kadınların sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde genişletilebilir. Sağlık, eğitim, hukuki destek gibi temel konularda kadınlara destek sağlayan dayanışma ağları, kadınların güçlenmesine katkı sunar.
2. Ekonomik Özgürlüğü Güçlendirecek Kolektif Projeler: Kadınların ekonomik olarak bağımsız hale gelmesi, toplumsal baskıları azaltmada ve özgüvenlerini artırmada kritik bir rol oynar. Kadın kooperatifleri ve kolektif iş girişimleri gibi modellerle, kadınların üretim süreçlerine katılımı sağlanabilir. Bu projeler, yerel ekonomiyi güçlendirirken kadınlara gelir ve ekonomik bağımsızlık kazandırır.
3. Alternatif Eğitim Programları ve Kadın Akademileri: Kadınların farkındalık ve bilgilerini artıracak alternatif eğitim programları geliştirilmelidir. Kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, tarih, dil ve kültürel farkındalık gibi konularda eğitimler düzenlenebilir. Bu eğitimler, hem genç kadınlara hem de yetişkin kadınlara ulaşarak toplumsal cinsiyet farkındalığını artırabilir.
4. Medya ve Dijital Platformları Etkin Kullanmak: Özellikle kolluk kuvvetlerinin genç kadınlara sosyal medya üzerinden duygusal ilişki adı altında ulaşmaya çalıştığı bir ortamda, kolektif bir farkındalık yaratmak önemlidir. Medya ve dijital platformlar, örgütlü ve planlı bir şekilde kullanılarak genç kadınları bu tehlikelere karşı uyaran içerikler oluşturulabilir. Bu platformlar, kadın hareketinin görünürlüğünü artırırken, kadınların yaşadığı sorunları daha geniş bir kitleye duyurur.
5. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitimi: Toplumsal cinsiyet eşitliği, yalnızca kadınlarla değil, tüm toplumun katılımıyla sağlanabilir. Eğitim programları, özgün ve karma olmak üzere her yaştan insana hitap edecek şekilde düzenlenebilir.
6. Hukuki Destek ve Hak Bilincini Artırmak: Kadınların haklarını daha iyi savunabilmeleri için hukuki destek ağları ve danışmanlık hizmetleri oluşturulabilir. Bu hizmetler, kadınların haklarını koruma konusunda daha bilinçli ve kararlı olmalarını sağlayabilir. Ayrıca, kadın haklarını savunan avukat ağı gibi yapılar, kadın hareketinin gücünü artırabilir.
7. Kadınların Siyasete Katılımını Artırmak: Kadınların siyasi alanda daha fazla yer alması, kadın haklarının toplumsal ölçekte savunulmasında büyük bir adımdır. Örgütlü kadın mücadelesi, mevcut durumda en umut verici güçtür ve toplumsal değişimi gerçekleştirebilme kapasitesine sahiptir. Bu nedenle, kadınların örgütlü mücadelesiyle özel savaş politikalarına karşı öz savunma geliştirilmesi önemlidir. Özel savaş politikaları, kadınları örgütsel mekanizmalardan uzaklaştırmayı hedeflese de, kadınların örgütlü gücü ve iradesi, erkek egemenliğine karşı en etkili savunma aracıdır.
Çalışmalarımıza devam ederken, Hakkâri’de ortaya çıkan ve özellikle genç kadınları fuhuşa ve uyuşturucuya zorlayan bir çetenin üyelerinin büyük kısmının AKP yöneticisi ve kolluk güçleri olduğu, bu durumu ifşa eden ailelerin ise savcılar tarafından şikâyetlerinden vazgeçirilmeye çalışıldığı kamuoyuna yansımıştır. Ayrıca, bu hakikati ortaya çıkaran özgür basın emekçisi Rabia Önver’in evine baskın düzenlenmesi, devlet, yargı ve asker arasındaki işbirliğini gösteren önemli bir örnektir. Vanda iki kadının uzman çavuşlar tarafından taciz edilmesi ve Şırnak’ta benzer bir olayın yaşanması, kadınların özsavunmasını geliştirme kararlılığını artırmıştır.
Bu nedenlerle, DBP Kadın Meclisi olarak özel savaş politikalarına karşı çalışmalarımıza devam edeceğimizi ve örgütlü kadınlarla özgür bir toplumun inşası için mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha yineliyoruz.
Demokratik Bölgeler Partisi Kadın Meclisi