Uçar: Kök saldığımız bu coğrafyayı hep birlikte özgürleştireceğiz

Eş Genel Başkanımız Çiğdem Kılıçgün Uçar, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde Amed’de düzenlenen mitingde konuştu.

“Merhaba kıymetli halkımız; çok değerli işçiler, emekçiler, kadınlar ve gençler, bu dünyayı güzelleştirme iddiasını bir gün bile yere düşürmeyen çok kıymetli halkımız. Hepiniz hoş geldiniz, 1 Mayıs kutlu olsun mücadelemiz kutlu olsun.

Bakın saygı duruşunda dururken tahammül edemediler, saygı duruşunu yarım bıraktırdılar bize. Ben soruyorum buradan emekçiler işçiler mücadelesini yarım bırakır mı, Kürt halkı mücadelesini yarım bırakır mı, şehitlerimizi bir gün unutur muyuz, unutmayacağız.

Bugün barışı ve demokratik toplumu tartıştığımız bu süreçte, saygı duruşumuza, yitirdiğimiz değerleri anmamıza tahammül edemeyenlere tek bir sözümüz var; yüz yılı aşkın süredir kriminal hale getirmeye çalıştınız Kürt halkını ve mücadelesini. Kriminal olan bugün sizsiniz hep birlikte gördük.

Saygı duruşundan ve Kürt halkının emeğinden rahatsız olamazsınız. Farkında değilsiniz ama siz de emek veriyorsunuz, siz de emekçisiniz, siz de bu sömürü çarkının içinde debelenenlerdensiniz. Ve biliyoruz kurtuluş birlikte, kurtuluş ayrım yapmadan; kadınıyla, genciyle, Türk’ü ile Kürt’ü ile Alevisi ile Sünnisi ile bu ülkede emek mücadelesine dayatılan savaşa söz söyleyen kim var. Bunun önünde durmak için fikrini ortaya koyan, bunun paradigmasını üreten, bunun mücadelesini veren kim var; Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan. Onun etrafında kenetlenen demokrasi güçleri, emek güçleri var.

Bu dönemin bütün hassasiyetlerini önümüze seriyorlar ya, saygı karşılıklıdır, tahammül karşılıklıdır. Bu coğrafyada nasıl birlikte tarihi inşa ettiysek bundan sonra da böyle devam etmek istiyoruz. İşçisiyle emeklisiyle Türk’ü ile Kürt’ü ile kadınıyla ama şu da bilinsin yitirdiğimiz bütün değerlere saygımız sadece bir Mayıs meydanlarında değil, anmamız sadece bu meydanda değil, her daim aklımızdalar. Çünkü biliyoruz ki; onlar sayesinde biz bugün buradayız, onlar sayesinde bugün bu alanları işçi, emekçi ve tüm halkımızla birlikte doldurduk.

Türkiye'de bir ekonomi var değerli halkımız. Bunun da adı yıkım ekonomisidir. Bir ülkede milyonlarca çocuk güvencesiz çalıştırılıyor ve iş cinayetlerinde hayatını kaybediyorsa, bu bir yıkım ekonomisidir. Yıllarca emek vermiş 65 yaş üstü emekliler çalışmak zorunda bırakılıyorsa ve hayatlarını iş cinayetleri ile kaybediyorsa bu bir yıkım politikasıdır. Ülkede nüfusun yarısından fazlası açlık ve yoksullukla baş başa bırakılmışsa bu bir yıkım ekonomisidir. Kadınların görünmez emeği her gün derinleştiriliyorsa, açığa çıkan şey yıkım ekonomisidir. Biz ne diyoruz, alanlarda meydanlarda, partilerde, sendikalarda diyoruz ki bu ülkenin hak ettiği şey bir yıkım ekonomisi değil, toplumsal ekonomidir.

Bakın, Sayın Öcalan'ın o kadar kritik bir cümlesi var ki aynen şöyle diyor; ‘Dünya üzerinde tek bir karınca bile aç kalmıyorken, tek bir karınca bile işsiz kalmıyorken insanlar nasıl işsiz kalır, insanlar nasıl aç kalır.’ Bu sistemle mücadele etmek kapitalizm ile mücadele etmek için çok basit ama çok kritik bir cümle. Bakın yıkım politikası dedik ama aynı zamanda çok büyük bir hırsızlık var.

Daha işçinin emekçinin cebine girmeden çalınıyor parası. Soruyoruz buradan; sadece Maliye Bakanlığına da değil, bu sistemi el pençe koruyanlara soruyoruz. Emekçilerden çaldıklarınızı nereye harcıyorsunuz, en yoksulu vergi ile baş başa bırakıp en zenginden vergi muafiyeti uyguluyorsunuz ya, onlarla ne yapıyorsunuz, Kürdistan'ın doğasını yabancı şirketlere peşkeş çekiyorsunuz ya, o kazandıklarınızla ne yapıyorsunuz? Hiçbirinin cevabını vermiyorlar çünkü kendileri yiyor. Çünkü hırsızlık üzerine, gasp üzerine kurulu bir ekonomiyle ayakta duruyorlar. Çok geçmişe gitmeyelim daha birkaç gün önce, Doruk Maden işçilerine buradan binlerce selam olsun. Ne yaptı işçiler, bir araya geldiler. Bizim deyimimizle kom oldular, komün oldular. Devletin bütün mekanizmalarının olduğu merkezde açlık grevine girdiler

Buradan bizleri yalnız bırakmayan, hep beraber yol yürüdüğümüz halkımıza sormak istiyorum. Bu sisteme dur deme zamanı gelmedi mi. Hırsızın cebine bizim alın terimizi koyanların politikası ile bu iş yürümedi, yürümeyecek. Peki biz ne yapacağız. Toprağa döktüğümüz alın terimiz, nasırlı ellerimiz, yorulan bedenimizi ürettiği değeri bu toplum ücretlendirmeli. Bizim hangi maaşı alacağımıza toplum karar vermeli. O yüzden toplum özne olmalı, diğer bir deyişle toplum komün olmalı. Ankara'dan, İstanbul'dan konforlu alanlarından gasp ettikleri alanlarla buralar görünmüyor. Diyorlar ki ‘ne kadar çok çalarsak o kadar ayakta dururuz.’ Diyorlar ki ‘hırsızlar ne kadar çoğalırsa bizim hırsızlığımız o kadar görünmez olur’ ama komün dediğimiz şey halkın kendi adına düşünebilmesidir.  Komün dediğimiz şey, halkın hep birlikte emek vermesidir. Komün dediğimiz şey, emek mücadelesinin toplumsallaştırılmasıdır. Hiç kimsenin eline bakmadığımız, hiç kimsenin sözüne bakmadığımız bir ekonomik düzlem demektir komün. Sözün kısası şunu demek istiyorum; en güzel emek, en gerçek emek komünleri kurarken göstereceğimiz emektir. Bugün bizleri ayakta tutan, bugün bizlere mücadele ışığını taşıtan emek mücadelesi artık aynı zamanda komün mücadelesidir. Kadınların görünmez emeğinin değerini komünle birlikte inşa edeceğiz.

Çocukların ve emeklilerin çalıştırılmasına komün olarak hep birlikte engel olacağız. Bu halkı açlıkla yoksullukla terbiye edilmesine ve yönetilmesine komünlerle birlikte dur diyeceğiz. Yani geleceğimizi kendi ellerimizle hep birlikte kuracağız. Emin olun bunun önünde hiçbir engel yok.

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçti. En eksik olan şeyi konuşalım değerli halkımız. En eksik olan şey hukuk. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin bir hukuka bağlanması sadece bugün Kürt halkını ilgilendiren bir mesele değil, Ortadoğu'daki 3. Dünya savaşı sadece Kürt halkını mı ilgilendiriyor. Ortadoğu'da halklara dayatılan yıkım ve savaş sadece bizleri mi ilgilendiriyor. Tam tersine, bütün Türkiye halklarına ileride gelecek bir şiddet kasırgası olarak önümüzde duruyor.

Biz de diyoruz ki Barış ve Demokratik Toplum sürecini hep birlikte sahiplenelim. Devletin ‘Terörsüz Türkiye’ söylemi sadece Kürt mahallesinde bırakıyor süreci. Oradan çıkaralım. Emeğin özgürlüğe ihtiyacı var işçilerin emekçilerin adil ve eşit bir sistemde yaşayabilmesi için kalıcı bir barışa ihtiyaç var. Artık merminin, bombanın kaç fiyat olduğunu soran politikacılara değil, barışın hukukunu, barışın yasalarını nasıl kurulacağına kafa yoran politikacılara ihtiyacımız var. Kısmen yol alındı, savaşın yerine barışın konulabileceğini, yüz yıldır inkar edilen Kürtlerin bu ülkenin hukukunda, yasasında var olabileceğini, emeğin değerli kılınabileceğini gördük. Biliyoruz ki emekçiler olmadan bu süreç tamamlanamaz, kadınlar olmadan bu süreç tamamlanamaz, gençler olmadan bu süreç tamamlanamaz.

Devletlerin ve iktidarların elindeki en büyük araç parçalayarak yönetmektir. İşte Barış ve Demokratik Toplum süreci diyor ki; parçalanma zamanı değil; kom olma zamanı, komün olma zamanı. Kendi hayatımızla ilgili tartışmaları, kendi geleceğimizle ilgili yol haritasını inşa etmez zamanıdır.

Yüz yıl boyunca ayakta duran bu halk, bu mücadele önderliğinin özgürlüğünü en doğru hukukla sağlayacak. Sadece Amed’i değil, sadece Van'ı, Batman'ı değil, kök saldığımız bu coğrafyayı hep birlikte demokratikleştireceğiz, hep birlikte özgürleştireceğiz. Artık emeğimizin en güzel günlerini hep birlikte konuşacağız.”

1 Mayıs 2026

Yaklaşan Etkinlikler
Haberler