İpek: Hem yasal statü belirlenmeli hem de umut hakkı sağlanmalı

Parti Meclisi üyemiz Avukat Elif Tirenç İpek, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geldiği aşamayı ve Sayın Abdullah Öcalan'ın yasal statüsüne ilişkin Mezopotamya Ajansı'na değerlendirmelerde bulundu. 

 
"Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi (PM) üyesi avukat Elif Tirenç İpek, Abdullah Öcalan’ın yasal statüsünden ziyade, fiziki özgürlüğünün konuşulması gerektiğini vurguladı.  
 
Devletin süreçle ilgili atması gereken adımları bu kadar geciktirmesinin halkta ciddi bir güven kaybına da yol açtığına dikkat çeken Elif Tirenç İpek, bu noktada en büyük beklentinin, Abdullah Öcalan’ın hukuki konumuna ilişkin adım atılması olduğunu kaydetti. Sürecin baş aktörünün Abdullah Öcalan olduğunu belirten Elif Tirenç İpek, Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni devam ettirebileceği, hareket üzerindeki etkisini devam ettirebileceği ve bu süreci barışla noktalandırabileceği bir konumda olması gerektiğini söyledi. Bunun için istediği kesimlerle görüşebilme, iletişim kurabilme imkanlarının yaratılması ve bir sekretaryasının olması gerektiğini dile getiren Elif Tirenç İpek, “Bunlar kısmen yerine getirildi ancak tecrit koşullarının hala devletin istemediği noktada devam ettirilebileceğini de gördük. Bu anlamda Sayın Abdullah Öcalan’ın sürece katkısını hukuki anlamda destekleyecek yasal adımlara da ihtiyaç olduğu açıklıktır” dedi.
 
‘MESELEYE 2 BOYUTLU BAKMAK LAZIM’
 
Meselenin ikinci boyutunun “umut hakkı” olduğunu sözlerine ekleyen Elif Tirenç İpek, “Sayın Abdullah Öcalan PKK’nin lideri, Kürt Halk Önderi olmasının dışında bir de Türkiye devleti sınırları içinde 26 yıllık tutsaklığı geride bırakan bir mahkum. İnsan hakları boyutuyla da değerlendirdiğimizde, fiziki özgürlüğüne giden yolun döşenmesinde ‘umut hakkı’ taşlarının kullanılması lazım. Bu meseleye iki boyutlu bakmak lazım; statüsü yasal olan bir çerçeveye kavuşturulsun ama bunun dışında da fiziki özgürlüğünü yaşayabileceği ‘umut hakkı’ndan da faydalandırılsın. Bu ikisi zaten bir birini bütünleyen şeyler” diye belirtti. 
 
‘HALKIN TALEBİ ÇOK NET’
 
Kürt halkının her alanda ve mecrada Abdullah Öcalan’ı “Kürt Halk Önderi” olarak tanımladığını belirten Elif Tirenç İpek, “Kürt Halk Önderi olarak tanımlanmasının altında başka bir şey var; Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, Kürt halkının -ister yasal olsun ister gayri resmi olsun- özgürlük sınırlarını belirlediği bir şeyle çok bağlantılı. Kürt halkı, ‘Benim lider, önder olarak kabul ettiğimin fiziki özgürlüğüyle benim özgürlüğüm birbiriyle bağlantılı. Halk olarak özgür olacağım ama liderim tutsak kalacak ya da liderim fiziki özgürlüğüne kavuşacak ama ben Kürt halkı olarak hiçbir hak ve özgürlüğümden faydalanamayacağım; bunlar olmaz’ diyor. Bu anlamda halkta politik bilinç çok yüksek; ne istediğini iyi biliyor, talepleri çok somut” diye kaydetti. 
 
‘SÜRECİ ZAMANA YAYAN POLİTİKALAR’
 
Süreçte tıkanıklığa yol açan statü meselesinin iyi tahlil edilmesi gerektiğini söyleyen Elif Tirenç İpek, “Mesela devlet statüyü nasıl kullanıyor? ‘Verdim, vereceğim, vermek üzereyim’ diyor. Bu tür oyalamalarla aslında süreci de zamana yayan bir politika izliyor. Ama halkın Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve kendisinin özgürlüğüyle kurduğu bağlantı anlamında talebi çok net ve somut. Statüyü sadece süreçle bağlantılı sınırlarsanız, şunu mu söyleyeceksiniz; ‘Süreç devam etsin, Sayın Abdullah Öcalan özgür çalışır yaşam koşullarına sahip olsun, örgüt üzerindeki etkisini kullansın, örgütü tümüyle bütün parçalarda feshetsin ama sonra tutsaklığı devam mı etsin.’ Bu akıl alır bir şey değil. Bu politik olarak da, vicdani olarak da, siyaseten ve etik anlamda da kabul edilebilir bir şey değil. Meseleyi biraz daha statünün ötesinde fiziki özgürlüğün sağlanması talebiyle tartışmak ve beklentiyi bu yönde tutmak lazım” diye konuştu. 
 
‘VİCDANİ VE ETİK OLARAK TUTSAK TUTAMAZSINIZ’
 
“Sayın Abdullah Öcalan’ın Kürt halkı nezdindeki statüsü ile devletin kendisine (Abdullah Öcalan) biçtiği statü aynı değil” diyen Elif Tirenç İpek, devlet ve Kürt halkının bu meseleye aynı yerden bakmadığına işaret etti. Elif Tirenç İpek, “Her ne kadar bir yandan barışın sağlanması, silahların, çatışmaların susması diye okusak da, bir yandan da Türkiye halklarının bir bütünüyle demokratik bir ülke koşullarına ulaşması da, bu sürecin temel hedeflerden bir tanesi. Demokratik olma koşulları içerisinde özellikle bu pozisyonda olan ve bu kadar katkı sunmuş bir insanı bu saatten sonra vicdani, etik olarak tutsak tutamazsınız. Umut hakkı ilkesini bile uygularsanız fiziki özgürlüğünü sağlamanız gerekir. Şu anda kabul edilmiş uluslararası hukuk kurallarına, kaidelerine göre de bu böyledir” ifadelerini kullandı.  
 
‘NİYET SAMİMİ DEĞİL’
 
Bugüne kadar somut adım atmayan devletin süreç bağlamında hala samimiyetini ortaya koymadığını dile getiren Elif Tirenç İpek, “Devlet şunu söylemedi; ‘Ben bu konuda savaşı, çatışmayı durdurmak istiyorum ve demokratik bir toplum içerisinde barışı sağlamak istiyorum’. Hep politik gelişmelere ya da seçime endeksli bir söylem üretti. Devletin meseleye bu kadar pragmatist yaklaşımı uzun vadede ciddi bir tehlikeyi de kendi içerisinde getiriyor. Bu öyle bir tehlike ki; geriye dönülmesi halinde bölgeye yayılacak bir savaş koşulunun kapıda olduğunu göstermektedir. Devlet de bunu görüyor. Çünkü uluslararası gelişmeler, uluslararası güçlerin Ortadoğu ülkelerine dönük müdahaleleri maalesef bu tehlikenin kapıda olduğunu gösteriyor. Ve bu süreci devlet açısından başlatan asıl motivasyonun bu olduğuna dönük çok fazla politik okumada var. Bu anlamda deneyim de oluşturuldu. O yüzden devlet o pragmatist yaklaşımından vazgeçmeli. Niyetin kendisi samimi olmadığı için adımlar da gelmiyor. Bugüne kadar halk nezdinde güveni tazeleyecek hiçbir somut adımın atılmaması, devletin arka bahçede niyetinin tümüyle barış ve demokratik toplum olmadığıyla alakalı bir mesele” ifadelerini kullandı. 
 
‘DEVLETE ADIM ATTIRACAK ROL HER KESİME DÜŞÜYOR’
 
Sürekli bir beklenti halinde olmaktansa, devleti bu adımları atmaya zorlayacak koşulların oluşturulmasında herkese rol düştüğünü belirten Elif Tirenç İpek, Türkiye’de yaşanan hukuksuzluklar ve baskılar noktasında ayrım kalmadığını ve her kesimin bu baskılarla karşı karşıya kaldığını kaydetti. Elif Tirenç İpek, “O yüzden gerçek anlamda bir demokratik toplum istiyorsak devleti buna zorlayacak kesim aslında bütün sistem dışı kesimlerdir. Sosyalistler, kadınlar, gençler, emekçiler, sosyal demokratlar, Kürtler, Türkler, bir bütünen halkların tamamı bu sürecin içerisinde olmalı. Bütün kesimlerin sürece dahiliyeti ve katkısı çok önemli bir yerde duruyor” dedi.  
 
MA / Rukiye Payiz Adıgüzel
 
Yaklaşan Etkinlikler
Haberler