Halkların eşitliğini, özgürlüğünü ve birlikte yaşam iradesini esas alan demokratik bir dünya barışla mümkündür

İnsanlık bugün savaşların, çatışmaların, işgallerin ve zorunlu göçlerin ağır sonuçlarıyla yüzleşmeye devam ediyor. Filistin’den Ukrayna’ya, İran’dan Ortadoğu’nun farklı bölgelerine kadar milyonlarca insan savaşın yıkımı altında yaşamını sürdürüyor. Savaşların bedelini ise her zaman olduğu gibi halklar, emekçiler, kadınlar ve çocuklar ödüyor.

 

Tam da bu nedenle 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde barışı yalnızca bir dilek olarak değil, tarihsel ve siyasal bir sorumluluk olarak ele alıyoruz. Kürt halkı, yıllardır yaşadığı bütün acılara rağmen barış ve demokratik çözüm iradesinden vazgeçmemiştir. Kürt halkının barış talebi yalnızca kendi geleceğine ilişkin değil, bu talep; Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Lazların, Çerkeslerin, Alevilerin, Êzidîlerin ve bütün halkların ve inançların eşit ve özgür yaşayabileceği demokratik bir toplum kurma mücadelesidir. Bu nedenle Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü, yalnızca Kürt halkının değil, Türkiye’nin demokratik geleceğinin temel meselelerinden biridir.
 
Sayın Abdullah Öcalan’ın uzun yıllardır ortaya koyduğu barış ve çözüm perspektifi ve 27 Şubat çağrısıyla ortaya koyduğu irade, çatışmaların sona erdirilmesi ve demokratik siyasetin güçlendirilmesi bakımından önemli bir tarihsel zemin yaratmıştır. Son iki yıldan bugüne kadar Barış ve Demokratik Toplum sürecinde gelinen nokta hiç kuşkusuz, Sayın Öcalan şahsında Kürt halkının iradesiyle önemli bir aşamaya geçmiştir. 
 
Türkiye’nin önünde bugün, savaş ve çatışma siyasetinin yarattığı düzeni aşarak yeni bir demokratik yaşam kurma görevi bulunmaktadır. Barışın kalıcılaşması; eşit yurttaşlığın güvence altına alınması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, kadınların ve gençlerin siyasette ve toplumsal yaşamda eşit söz sahibi olması, bütün halkların ve inançların özgürce yaşayabilmesiyle mümkündür.
 
Ortadoğu’da yaşanan savaşlar da bize aynı gerçeği göstermektedir: Halkların iradesinin yok sayıldığı, kimliklerin ve inançların çatışma gerekçesine dönüştürüldüğü her yerde savaş yeniden hayat bulmaktadır. Buna karşı barışın hakim olduğu; halkların eşitliğini, özgürlüğünü ve birlikte yaşam iradesini esas alan demokratik bir Ortadoğu mümkündür.
 
Bizler barışı, özgürlüğü ve demokrasiyi birbirinden ayrı görmüyoruz. Barış mücadelemiz, halkların kendi kimlikleriyle özgürce yaşayabildiği, hiçbir halkın inkâr edilmediği, hiçbir inancın dışlanmadığı ve herkesin eşit yurttaş olarak yaşamını sürdürebildiği demokratik bir toplum mücadelesidir.
 
Demokratik Bölgeler Partisi
1 Eylül 2026
Yaklaşan Etkinlikler
Haberler