Bayındır: Kürt sorununun çözümünü esas alan her adımı, her söylem ve girişimi önemli buluyoruz

Eş Genel Başkanımız Keskin Bayındır’ın 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerine TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşma:

 

Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri;

Ve bizleri ekranları başında izleyen Saygıdeğer Halkımız; Sizleri DBP adına en içten duygularımla selamlarken, cezaevindeki tüm mücadele arkadaşlarımıza saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

 

Yeni bir düzen ve paradigma arayışına giren küresel siyaset, ikinci dünya savaşından bu yana en çalkantılı jeopolitik buhranı yaşıyor. Bugün artık Dost-Düşman politikası yerini demokrasi-diktatör siyasetine ikame etse de şiddet, savaş ve yıkım politikalarında değişen bir

 şey yok. Dönemin ruhu hala Belirsizlik ve Polikriz kavramlarında asılı durmaktadır.

 

Tüm krizlerin restleştiği ve test alanına çevrildiği yer ise Ortadoğu’dur. Burada din ve mezhep, sınıf, hiyerarşi, iktidar, ahlak, politika, demokrasi, kadın ve nihayetinde de demokratik devrim sorunları başattır.  3.Dünya savaşı bu zeminde gerçekleşmektedir.
2025 yılına sayılı günler kala, tüm senaryolar yeni jeopolitik merkezler üzerine kurgulanırken; Ortadoğu’nun geleceği de Suriye sahasında dağıtılan kartlarla netleşecektir. Daha dün Esad rejiminin düşürülmesi de bu gerçekliği bizlere gösteriyor.  

 

Suriye’de yaşananlara baktığımız zaman Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin modeli bugün gerçekçi ve en doğru çözüm yöntemi olarak karşımızda durmaktadır. Türkiye’nin bu modele yaklaşımı gidişat açısından da belirleyici olacaktır. Rojava’daki Kürtler’in Türkiye ile bir sorunu olmadığı gibi, tam tersine birbirini tanımanın iki tarafı da güçlendireceği hep ifade edildi. Mazisi ortak olanın geleceği de ortaktır. Mevcut iktidar ise bugün izlediği strateji ile buradaki yaşamı açık şekilde boğmaya çalışmaktadır. Örneğin, son G20 zirvesinde iktidar ‘’sivillere ve altyapıya yönelik tüm saldırıları kınıyoruz” ifadelerinin altına imza attı. Ama, aynı iktidar Eyn İsa’dan, Haseke’ye ve buradan da Kobanê’ye kadar elektrik, su, doğalgaz, ekmek ve altyapı kaynaklarını açık bir şekilde hedef aldı.

 

Bu bir siyaset değildir. İşgal ve sömürü bir çözüm değildir. Daha açık ifade etmek gerekirse: siyaset kendisini boğan kibir sendromundan arınmalıdır. Ulus-devletin inkarcı kodlarını terk ederek, Kürt meselesine yaklaşımda kendisini güncellemelidir. Yüzyıllık cumhuriyet tarihi de bu güncellemenin gerekliliğini açığa çıkarmıştır.

 

Değerli milletvekilleri,

"Olan şeye var, olmayan şeye de yok demek” hakikatin en sade tanımıdır. Hakikat, bizlerin isteklerine veya ajandalarına göre değişmez, O halde hakikati ifade edelim: Kürt sorunu vardır! Siz yoktur dediniz diye bir yere gitmedi. Bu sorun her şeyin başında ve sonundadır.

Meclis şu gerçekliğin farkında olmalıdır; Fahrettin Kırzıoğlu’ların, Nazmi Sevgenler’in ve Abdulhalik Çaylar’ın dönemini sona ermiştir. Kürt sorununda kürdü küçük harfe indirgeyerek yol alma dönemi de artık bitmiştir. Çünkü Kürt sorunu hamasetten büyük bir meseledir.

Bu soruna ilişkin aynı yöntemi deneyip farklı sonuç bekleyen anlayışların izinden gitmek siyasi şaşılıktır. İlk yüzyılda dar ağaçları ve istiklal mahkemeleri ile çözüm arayan akıl, geçmişin bu çözümsüz deneyimlerinden ders almalıdır. Unutmayalım ki menteşesinden çıkmış bir kapı ne üzerimize kapanır ne de açılır.

 

Kayyım atamaları başta olmak üzere demokratik siyasetin engellenmesinde görüldüğü üzere, Kürt sorunu bilerek düğümden kördüğüme çekilmektedir. Bu yüzyılın çözümü kayyımlar mıdır? Çöktürme planları mıdır? Tecrit rejimi midir? Tüm varlığını Kürtlerin yokluğu üzerine inşa etmek midir çözüm? Ya da sormak gerek; ‘’Jin Jiyan Azadî’’ mücadelesine savaş açmak mıdır? Erkek egemen zihniyeti topluma dayatarak kadın kırımını derinleştirmek midir?

Başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm toplumu kimliksiz, geleceksiz ve mücadelesiz bırakmayı hedefleyen özel savaş politikaları mıdır?


Buyurun söyleyin…

Bu toplumun karşısına çıkıp açıkça söyleyin: Çözümünüz nedir? İnsan yaptıklarıyla vardır, söyledikleriyle değil. O halde bize söylediğini yapan lazım, söylediğini yapmayan değil.

 

Bakınız,

Hiçbirimizin inkar edemeyeceği bir gerçeklik var; Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözüm artık kaçınılmazdır. Bu sorunun çözümü siyasetin tarihsel görevidir. Nitekim, yeni dünya düzeni de Kürt sorununda artık sonuç odaklı bir çözümü dayatıyor.

 

Bu kaçınılmaz sonuca ilişkin Sayın Öcalan daha önce şu ifadelerde bulunmuştu; ‘’artık gün bu acımasız ve yıkıcı tarihi sonlandırıp gerçek geçmişimize uygun barış, kardeşlik ve demokrasiye geçiş yapma günüdür.’’ Bu anlamda biz zamanın da geldiğini zeminin de oluştuğunu bu tarihi fırsatın doğru temelde değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Toplumun beklentisi de onurlu bir barış için somut adımların atılmasıdır. Tam da bu noktada bu meclise düşen görev, bu meselenin çözümü için sadece somut değil yasal adımlar da atarak kararlı bir irade göstermektir.

 

Bu bağlamda atılacak ilk adım sayın Öcalan’ın çözüm önerilerine kapı açmaktır. Kendisi, Kürt sorunun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi için şu ana kadar önemli görüş ve önerilerde bulundu. Bu aynı zamanda tarihi bir fırsattır. Onun gösterdiği bu iradeye sahip çıkmak çözüme gidişi hızlandıracaktır. Bu iradeye sahip çıkmanın yolu da cesaretten geçer. Çözüm için cesurca atılacak her adım, Türkiye’ye kazandıracaktır. Bu sürece seyirci kalamayız. Filozof’un da dediği üzere ‘’Korkarak yaşıyorsan sadece hayatı seyredersin…’’

Bu toplumu bekleyen karamsarlığa, belirsizliğe ve umutsuzluğa seyirci kalmamak için adım atmalıyız.

 

Değerli milletvekilleri,

 

Çözüm adına Türkiye siyaseti daha önce önemli bir süreci deneyimledi. Çözümün kodları Cumhuriyetin kuruluş sürecinde ortaya konan çerçevede mevcuttur. Ülkenin yöneticileri süreci doğru temelde tahlil ederlerse 1921 Anayasa’sında bizler bunu açık bir şekilde görmekteyiz. Çıkarlara göre değil ilke ve hakkaniyetlere göre hareket etmeliyiz.
Bu bakımdan 1 Ekim’den bu yana başlayan tartışmalar önemlidir. Fakat bu tartışmalara dair hikâyenin başlangıç noktasını doğru bir yerden kurmazsak, ortak paydada buluşmak mümkün olmayacaktır.

 

Şimdiye kadar Kürt sorunu bağlamında, demokratik çözüm ruhu ve bilincinin, demokratik cumhuriyetle bütünleşmesi gerektiğini ifade ettik. Bu bakımdan Kürt sorununun çözümünü esas alan her adımı, her söylem ve girişimi önemli buluyor, toplumsallaşması ve gerçekleşmesi için büyük emek vereceğimizi ifade ediyoruz. Tüm muhalefetin, tüm toplumsal dinamiklerin destek verdiği böylesi bir süreçte Rojava’ya savaş, Batman’a kayyım diyerek yol alınamaz. Terör mefhumu ile bu gerçekleri değiştiremez, Pirus zaferini dahi elde edemezsiniz.

Kuzey İrlanda ve Bask bölgesinde kaygı eşiği nasıl aşıldıysa, biz de aynı irade ve kararlıkla aşabiliriz. Her koşulda “Kürtlerin çıkarı, Türkiye’nin demokratikleşmesinden geçmektedir. Bu durum tarihin bize dayattığı en sahici bir çözüm yoludur.”

 

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum.

 

9 Aralık 2024

Yaklaşan Etkinlikler
Haberler