Hapishaneler cenaze evleri değildir!

Son zamanlarda ceza infaz kurumlarından gelen ölüm haberleri ve son olarak 13.04.2026 tarihinde Batma Beşiri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda İntihar eden Mehmet Çeviren’in ölüm haberi, ceza infaz kurumlarında yaşanan insan hakları ihlallerinin ağır tablosunu gözler önüne sermektedir. Artan ölüm/şüpheli ölüm/intihar vakalarının, ceza infaz kurumlarındaki yapısal ve yönetsel sorunlardan, devlet politikası haline gelmiş uygulamalardan bağımsız ele almamak gerekmektedir.

 

24 Mart 2026 da Marmara 5 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan ağır hasta mahpus Mehmet Edip Taşar’ın yaşamını yitirdiği, Kırşehir S tipi Yüksek Güvenlikli Ceza infaz kurumunda tutulan Rojhat BABAT’ın intihara kalkıştığı ve 1 Nisan 2026 tarihinde kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdiği, son olarak 13 Nisan 2026 tarihinde Batman Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan Mehmet Çeviren’in intihar ederek yaşamını yitirdiği öğrenilmiştir.

 

Sadece Mart ayından bu yana farklı ceza infaz kurumlarından ard arda gelen ölüm haberleri, bu ölümlerin tekil, münferit veya basit bir intihar vakası olarak değerlendirilemeyeceğini, ceza infaz sisteminde yaşam hakkı, sağlık hakkı ve kötü muamele yasağı bakımından çok daha ağır bir yapısal sorunun olduğunu açıkça göstermektedir.

 

Kapalı ceza infaz kurumlarında tutulan mahpuslara yönelik ağır tecrit uygulamaları, insan onuru ile bağdaşmayan infaz koşulları, hasta mahpusların tedavilerinin ve tahliyelerinin engellenmesi, şartları oluştuğu halde idare ve gözlem kurulları tarafından şartlı tahliye kararı verilmemesi, AİHM kararlarına rağmen Umut hakkına ilişkin yasal düzenlemeler yapılmayarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan mahpuslara tahliye olanağı tanınmaması, sistematik bir uygulama haline gelmiş ve özgürlüklerinden mahrum bırakılan mahpuslar için aynı zamanda bir çok hak ihlalinin yaşandığı, ölüm gibi sonuçların ortaya çıktığı mekanlara dönüşmüştür.

 

Özellikle kuyu tipi hapishaneleri olarak bilinen yeni tip Yüksek güvenlikli S Tipi ve Y tipi Kapalı ceza infaz kurumların yapısal olarak tek kişilik hücre yapılanması, ortak havalandırma uygulamasının olmaması veya çok kısıtlı olması, yüksek duvarlı yapılar/havalandırmaların tel örgülerle kapatılmış olması, mahpusun hareket alanının, diğer kişilerle fiziksel ve duygusal temasının mimari olarak ta sınırlanması anlamına gelmekte olup, mimari yapıya ek olarak sosyal kültürel haklara erişimin sınırlandırılması vb. uygulamalar mahpusları en temel insani ihtiyaçlarından, başka biri ile temas etme, konuşma, ortak sosyal kültürel alanları kullanma, yeteri kadar hava ve güneş alma, fiziksel aktivitelerde bulunma haklarından mahrum bırakmaktadır. Cezanın infazı adı altında tecride maruz kalan mahpuslar bu uygulamalarla tecrit içinde tecride maruz bırakılmakta, fiziksel, ruhsal ve zihinsel yıpranma ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu uygulamalar, ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan mahkumlar açısından fiziksel, ruhsal, zihinsel yıpranma, umutsuzluk ve çaresizlikle  birleşebilmekte ve duygusal olarak çöküntü yaşama riskleri artmaktadır.

 

Adalet Bakanlığı’nın TBMM’ye sunduğu 30.05.2025 tarihli yazılı cevapta 2024 yılında ceza infaz kurumlarında farklı sebeplerle hayatını kaybeden toplam 818 hükümlü ve tutuklu bulunduğu belirtilmiştir. Aynı döneme ilişkin bu ölümlerden 68’inin “intihar” olarak kayıtlara geçtiği bilinmektedir.

 

Yine İnsan Hakları Derneği’nin 5 Ağustos 2025 tarihli 2024 Yılı Türkiye Hapishaneleri Hak İhlalleri İzleme Raporu ise 28 Nisan 2025 itibarıyla cezaevlerinde en az 1.412 hasta mahpus bulunduğunu; bunların 335’inin ağır hasta olduğunu, 230’unun tek başına yaşamını sürdüremediğini, 105’inin desteğe ihtiyaç duyduğunu ve yalnızca sağlık hakkı başlığı altında 5.526 ihlal tespit edildiğini ortaya koymuştur. Bu veriler, cezaevlerindeki ölüm ve ağır sağlık risklerinin istisnai bir alana değil, süreklilik kazanan yapısal bir insan hakları krizine işaret ettiğini açıkça göstermektedir.

 

Anayasa, yasalar ve Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler bu anlamda devlete pozitif yükümlülük yüklemekte ve devletin, gözetim ve sorumluluğu altındaki kişilerin yaşamını korumak, öngörülebilir riskleri bertaraf etmek, intihar riskini ciddiyetle değerlendirmek, gerekli tıbbi ve psikososyal tedbirleri almak ve ölüm halinde bağımsız, hızlı, etkili ve şeffaf bir soruşturma yürütmek zorunda olduğunu açıkça ifade etmektedir.

 

Bu bağlamdan DBP olarak bir kez daha;

  • Tek kişilik hücre tipi ceza infaz uygulamasından vazgeçilmeli, mahkumların insan olmaktan doğan en temel insani ihtiyaçlarını karşılayabildiği, sosyal ve kültürel haklara erişimin sağlandığı, insan onuruna yaraşır bir infaz düzenlemesi hayata geçirilmesi,
  • Ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına karşı AİHM kararları uygulanarak UMUT hakkı ilkesi doğrultusunda düzenleme yapılması,
  • Mahkumlara yönelik tıbbi ve psikososyal destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi, aktif ve verimli uygulanmasının denetlenmesi, bu konuda sivil toplum örgütleri ile ortak hareket etmenin koşullarının sağlanması,
  • Ölüm-şüpheli ölüm- intihar durumlarında etkin, etkili ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi, ölüm öncesi sürecin titizlikle incelenmesi,
  • Hasta mahpusların tedavi ve tahliye koşullarının ivedilikle yerine getirilmesi,
  • Şartlı tahliye hükümlerinin uygulanması,
  • AİHM kararlarına uygun yasal değişikliklerin derhal yapılması gerektiğini hatırlatıyor, devleti tüm yetkili organları ile birlikte cezaevlerinde daha fazla ölümlerin olmaması için gerekli somut adımları gecikmeksizin atmaya davet ediyoruz.

 

DBP Merkez Yürütme Kurulu

25 Nisan 2026

 

 

Yaklaşan Etkinlikler
Haberler